|
| |
 |
Hanımeli
Hilal AMİL ŞAHİN
|
|
|
uyandı hanımeli... yapraklarını eklemleri acıyana kadar yukarı kaldırdı. gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı. elleriyle yeşil gözlerini uyardı... bugün de sabahtı. bütün sabahlar gibi yapılacak ne çok şey vardı... telaşlıydı, ışık hızıyla kalktı, yoksa hiç uykuya dalmamış mıydı? duraklamadan soğuk suyu yüzüne çarptı. histerik hareketlerle oraya buraya çarparken kendini, sabahın bu saatinden, verdiği randevuya geç kaldı. yada öyle sandı. bu ivediliğin başka ne anlamı vardı? meyveleri derin derin solurken daha, beyazmor giysisiyle güzel kokular yaydı. meyveler bu akla zarar kokuya uyandı. hanımeli perdeleri açtı. güneş sızan bahçesinde, güneşi kıskandırdı. gözleriyle dokundu önce bahçesindeki herşeye, uykuya dalmadan önce nasılsa, aynıydı. hanımeli bu, dokunmadan sahi olmazdı. eksik kalırdı darılırdı özenle sakladıkları, itinayla barındırdıkları. ellerde dokundu az önce. hanımelini huzur kapladı. girmesine izin verilen taze O2 den büyük bir parça aldı... sonra bahçesine daldı, meyvelerine baktı merhametle okşadı yapraklarını, sabırla bekledi ikna olmalarını. güneş batınca köklerine çekilen bütün meyveler , hanımeli dokundukça bir bir ortaya çıktı. kucakladı şarkılar fısıldadı kulaklarına... bütün meyvelerini bizim hanımeli, olgunlaşsınlar tek, diye, itinayla sarıp sarmaladı. yetmedi, köklerini suladı dallarını budadı. hanımeli, bütün öğretilerini -olgunlaşmayla ilgili-, hergün, hiç sıkılmadan bir bir tekrarladı. meyvelerin gördüğü en güzel hanımeli bu olmalıydı. yaratıcı bu bahçeye onu göndermekle ne kadar iyi yapmıştı... .../... güneş durmadan doğuyordu, güneş sormadan batıyordu. güneş hızla dönüyordu hanımelinin etrafında. bazen kış oluyordu sararıyordu yaprakları hanımelinin. bazen yaz geliyordu neşeli şarkılarla çınlıyordu bahçesi. ilkbahar geliyordu cıvıl cıvıl kuşlar teşrif ediyordu dallarına, sonbahar oluveriyordu birden tarifsiz bir hüzün çöküyordu yeşil yapraklarına... hepsi konuk oldu hepsini misafir etti. bazen yağmur öyle hızlı yağdı ki topraklarına, hanımeli alıp yanına meyvelerini bahçeden çıkıvermek istedi hırsla. olmazdı ama. meyveleri başka bahçelerde böyle güzel olurmuydu acaba? olamazdı, biliyordu oysa. bu bilgi hazmedildikten sonra, hanımeli bahçesine bağladıkça köklerini büyük bir inatla, yaratıcı daha fazla güneş gönderdi sonunda. köklerini ayırmadığı için topraklarından ödüller verdi. misliyle besledi, topraktan emebildiği kadar su emdi. meyveler bu çabanın pek farkında değildi. zaten bu bekleyiş, meyveler topraklarının farkında olsunlar bahçelerinde yetişsinler diye değil miydi? bi fırtına geldi sonra. yağmur yapraklarını koparmaya and içmiş gibi üzerine indi. kapandı hanımeli. yüz vermedi yağmura. fırtına bitti. yağmur dindi. hanımeli yorgun ama huzurlu gökkuşağını seyretti... mevsimler geçti. hanımelinin yorgun sabahları yavaş yavaş bitti, sıkıldı hatta bahçesinde kendine işler icat etti. komşu bahçelerdeki diğer hanımellerine meyvelerini anlattı, bahçesindeki diğer yetişkin meyveyle daha çok vakit geçirdi.. tatlıydılar zedelenmeden yara almadan yetiştikçe meyveler. sevindiler. ve mevsimler geçti. meyveler olgunlaşmaya durdu yaratıcı hanımeline mucizevi şeyler gösterdi. dokunduğu herşeyin hızla olgunlaşmasını tedirginlikle seyretti. sevinmeliydi oysa. bu tedirginlik neden ki? içi tuhaftı hanımelinin bahçesine bakıyor du hergün, meyvelerini yokluyordu kokluyordu, herşey yerinde mi diye telaşa kapılıyordu. oysa tomurcukken daha meyveler, hatta şekilsizken. daha kolaydı. hanımeli yorulurdu evet,ama bu kadar tedirgin olmazdı. dallarından sarkıyordu meyveler düşeceklerdi nerdeyse, gözleri hep bahçenin dışındaydı. hanımeli olgunlaşmadan düşmesinler diye meyveleri, hanımelleriyle, meyvelerine sabrı öğretti... .../... bizim hanımeli , yetişsinler güneşin en güzel saatine, suyun en yumuşak haline, gıdanın en zararsızını alsınlar için bünyelerine, ve dirensinler en çetin şartlara ve hiçbir rüzgara eğmesinler dallarını adına, ve en zor fırtınalardan sonra dallarından kopmadan görsünler gökkuşağını diye, sabahın da günün özenle çıkardı köklerinden, akşamın da özenle yerleştirdi yerine. bakıyordu her gece umutla öğretilerle beslenen meyvelerine. mevsimler geçti. birgün bahçe kapısından meyvesi kucağında başka bir hanımeli girdi. kendisine en çok benzeyen meyvesini bahçesinde ki, almak için ondan izin istedi. yapraklarından süzülen damlaları hanımelinin, görmesin diye meyvesi kucağına bastırıp kokusunu verdi. kulağına fısıldadı sonra meyvesinin, yeni topraklarına sımsıkı tutun, bahçende mutlu ol hep dedi... meyve hanımelinin kokusunu köklerine kadar çekti... bahçe kapısından çıkarken meyvesi hanımeli kendine sadece, "kokum seni sarmalasın, korusun, peşini bırakmasın" diyebildi titreyen sesiyle... hanımeli fırtınayı tanımıştı mevsimler önce, güneşi de tanıyordu, gökkuşağını da elinden geldiğince. şimdi bugün bahçe kapısında dururken öylece. tanıdığı şeylere bir yenisi daha eklendi farkettirmeden sessizce. "fırtına da gokkuşağı,güneşte yağmur" bu öğreti de gelip yerleşti hayatının ortasına sinsice. başka bahçelerden meyveler istemenin vakti gelince, hanımeli hatırladı bu öğretiyi incitmedi hiçbir hanımelini kendince... mevsimler geçti. hanımeli bahçesinde güzel kokular yayarken yine, bir meyve çaldı kapısını kendine en çok benzeyen meyvesiyle... şaşırdı hanımeli, köklerinden itinayla çıkarıldığı bir bakışta anlaşılan şekilsiz bir meyveyle, öylece duruyorlardı kapının önünde... bizim hanımeli bütün biriktirdikleriyle, ve artık kocaman gövdesiyle sarmaladı meyveleri sevgiyle. burnunda tanıdık bir koku. bir hanımeli. şekilsiz bir meyve. ... geldi şekilsiz meyve, en güzel şeklini almak için,geldi oturdu bahçedeki yeni yerine. akşam özenle çıkarılıp topraklarına yeniden ekilmek üzere. ... mevsimler geçti. hanımeli bütün öğretilerini hayatın sezgilerine bıraktı. öğretilerle olgunlaşan meyveler, sezgilerle çepeçevre sarıldı. hanımeli ellerinin dokunduğu her yerde kokusunu bıraktı. ve mevsimler geçti. yeni bahçelerde seyrederken meyvelerini. yine aynı öğretiyle sarsıldı. fırtınada gökkuşağı, güneşte yağmur. evet evet bir hanımeli bu kadar uzun yaşadı. çünkü onu köklerinden çıkarmaya hiçbir meyve kıyamazdı. yaratıcı güneşli bir günde, ve gökkuşağı varken gökyüzünde, özenle çıkardı köklerinden hanımelini... hanımeli. meyvelerini bıraktı başka bahçelere. sezgilerini bıraktı kendisine en çok benzeyen meyveye. birtek günün her saati salınırken bahçesinde, yapraklarından yayılan güzel kokuyu koydu ceplerine. hanımelim,ellerinle dokun bahçemin her yerine... ve kokunla doyur bu kez yetiştirdiğin hanımelini, sezgilerinle. yaratıcı ne kadar iyi yapmış bu hanımelini bahçemize göndermekle... bir şükür gönderene, bir teşekkür hanımeline. mevsimler geçti. evrenin bütün hanımelleri, bahçelerindeki meyvelere dokunurken devleşti... sana muhtacız güzel öğretici. seni seviyoruz hanımeli bahçesi...
YAYINLANMASINI İSTEDİĞİNİZ GÜNDEME İLİŞKİN YA DA GÜNDEM DIŞI YAZILARINIZI okuryazar@habertaraf.com ADRESİNE GÖNDEREBİLİRSİNİZ... |
|
|